Mimarisiyle Büyüleyen İstanbul Kiliseleri

Mimarisiyle Büyüleyen İstanbul Kiliseleri

Mimarisiyle Büyüleyen İstanbul Kiliseleri

Farklı inanış ve yaşam tarzının şehre en büyük katkısı tabii ki kültürel zenginliktir. Bu zenginliğin şehrin her köşesine yansıdığını, Hristiyanlık inancıyla beraber mimari alanda da şekillendiğini görebilirsiniz.

aya-triada-kilisesi

Aya Triada Kilisesi

1880 yılında mimar Vasilaki İonnidi tarafından inşa edilen Aya Triada Kilisesi, Beyoğlu'nda bulunan Rum Ortodoks kilisesidir. Taksim Meydanı'nın güneybatısında; Meşelik Sokağı, İstiklal Caddesi ve Sıraselviler Caddesi'nin kesişiminde bulunan kilise, İstanbul'daki en büyük Rum Ortodoks mabetlerinden biridir. Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne ait kilise adını, Kutsal Üçlü’den yani Hıristiyanlık’taki Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan almaktadır. Halen Rum cemaati tarafından aktif olarak kullanılmaktadır.Kilisenin bulunduğu arazide daha önceleri eski bir Rum Ortodoks mezarlığı ve Aya Yorgi’ye atfedilmiş ahşap bir kilise bulunmaktaydı. Dönemin Rum Ortodoks cemaatinin ihtiyaçlarına karşılık veremediği gerekçesiyle kilisenin mezarlıkla birlikte yıkılıp yerine daha görkemli bir kilisenin yapılması kararlaştırıldı. Rum mimar Potesaros’un çizimlerine dayanarak Vasilakis İoannidis Efendi‘nin inşaatını sürdürdüğü binanın, Sultan Abdülaziz döneminde verilen izinle 13 Ağustos 1876’da temelleri atılmış ve Haç Yortusu'na denk gelen 14 Eylül 1880 Pazar gününde de resmi açılışı gerçekleştirilmiştir. Mezarlığın nakli, 1876 yılında Pangaltı semtine yapılmıştır.Bizans gelenekleri ile dönemin modern mimari anlayışının birleşmesiyle oluşan ve eklektik mimarinin İstanbul’daki en güzel örneklerinden biri olan kilise, etrafı yüksek duvarlarla çevrili geniş bir bahçe içinde bulunuyor. Yunan haçı planına sahip, merkezi kubbeli ve kâgir bir yapıdır. Doğu-batı ekseninde uzanmaktadır. Giriş cephesinin ve aynı zamanda narteksin her iki yanında simetrik olarak konumlanmış iki adet dört katlı, kubbeli, Gotik tarzda çan kulesi bulunmaktadır. Kubbe kasnağındaki on iki pencere, İsa’nın on iki havarisini simgelemektedir. Tıpkı Ayasofya'da olduğu gibi, kubbeyi taşıyan dört pandantifin üzerinde altı kanatlı Seraf meleklerinin freskleri bulunmaktadır.Kilise, yakında yer alan Zapyon Okulu'nun avlusuna bitişik, büyük bir bahçe ile çevrilidir. Kilisenin çevresinde zamanın etkilerinden korunmuş ve bugüne kadar hizmet veren yardımcı binalar bulunmaktadır. Geçmişte bu binalarda, Aya Triada okulu (1979 yılından öğrenci sayısının azalması nedeniyle kapanmıştır), aşevi ve bir laboratuvara, röntgen makinasına ve diş hekimliği bölümüne sahip bölge kliniği hizmet vermekteydi. Klinik, tıbbi personel ve hasta eksikliği nedeniyle faaliyetine 1978 yılında son verdi.6-7 Eylül 1955 olaylarında büyük yıkım ve yağmaya uğrayan kilise, toplanan bağışlarla iki senelik bir tadilat sonrasında Patrik Bartolomeos tarafından 23 Mart 2003’te tekrar açılır. Kilise haftanın her günü açıktır. Pazar günleri, kilisenin din adamlarınca Pazar ayini düzenlenmekte ve izlemek isteyenler tarafından katılım imkanı sunulmaktadır.Fotoğraf Kaynağı: https://tr.wikipedia.org/wiki/Aya_Triada_Rum_Ortodoks_Kilisesi_(Beyo%C4%9Flu)
st-pierre-kilisesi

St. Pierre Kilisesi

St. Pierre Kilisesi, İstanbul’un Haliç kıyılarındaki tarihi dokusu ve biraz da yoğun insan trafiği ile tanınan Bankalar Caddesi’ne inen bir sokaktadır.Eski Banker Sokağı üzerindeki kilisenin yapımının tamamlandığı yıl 1841 olarak kayıtlarda geçer. Bir Katolik cemaati tarafından yaptırılmıştır. Kökeni 13’üncü yüzyıldaki ahşap kiliseye kadar uzanan St. Pierre Kilisesi, 17 ve 18’inci yüzyıllarda birer kez yandı. Ardından da az önce belirtilen tarihte dayanıklı bir kilise yaptırılarak ibadete açıldı. Yapının mimarı, Ayasofya’nın restorasyonunda da görev almış olan İtalyan Gaspare Trajano Fossati’dir.Doğu-batı doğrultusundaki kilisede iç mekan ile dış mekan arasında tarifi zor bir ayrım noktası söz konusudur. Dışı olabildiğine sade olan kilisenin içi ise son derece çarpıcı süslemelerle bezelidir. Sütunları, duvarlardaki resimleri, gök yüzünü andıran naosu, şık avizeleri ve zarif renkleri ile dikkat çekicidir.Dünyanın belki de hiçbir yerinde bu kadar küçük bir alanda bu kadar yapı çeşitliliği bulamazsınız. Yapı; tarihi binalar, camiler ve kiliselerin birbirine komşu olduğu bu bölgenin ambiyansına değer katan unsurlardandır.
sveti-stefan-kilisesi-demir-kilise

Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise)

İstanbul’da yakın zamanda kapsamlı bir restorasyon görerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı gerçekleştirilen Stefan Stefan Kilisesi, Haliç kıyısında konumlanır. Balat ile Fener semtleri arasındadır ve ‘Demir Kilise’ olarak da bilinir.Yapının doğuşu Osmanlı Devleti'nde önemli bir devlet adamı olan Stefan Bogoridi’nin Padişah I. Abdülmecit’ten İstanbul’da bir Bulgar kilisesi yaptırılması esasıyla izin alması ve evinin bulunduğu geniş arsayı yapının inşası için bağışlamasına dayanır. Kısa sürede yaptırılan kiliseye ‘Saint Stephen’ adı verilir. Ancak kilise ahşaptandır ve 1898’de yanar. Ardından da bugünkü kilise inşa edilir.1908’deki bağımsızlığına doğru hızla devam eden süreçte önemli bir kilometre taşı olan 1870 yılında Bulgarların ayrı bir dini cemaat olarak tanınması eksenindeki ferman, bu kilisede okundu. İstanbul’daki kilise, Bulgarlar açısından kültürel bilincin artmasına etki etmiş önemli bir simge olarak kabul edilir.Demir Kilise denmesinin asıl nedeni ise kilisenin yapımında kullanılan olağanüstü miktardaki demirdir. Döneminde dünyadaki iki demir kiliseden biriydi. Diğeri de yok olunca tek demir kilise olarak kaldı.Sanatsal ve mimari açıdan üst düzey tarihi yapılar arasındadır. Üç kubbesi bulunan kilisenin dışındaki süslemeler eşine az rastlanır türdedir. İçerisindeki Ortodoks kiliselerine özgü ikonostas adı verilen bölüm, bir şaheser olarak yorumlanır. 40 metre yükseklikteki çanlarının bir kısmı günümüzde de aktif olarak kullanılabilmektedir. Tüm detayları ile sofistike bir eserdir. Birçok eşyası bağış yoluyla temin edilmiş olan kilise, her yıl çok sayıda Bulgar tarafından ziyaret edilir.
kirim-kilisesi

Kırım Kilisesi

İstanbul’un tarihi ilçelerinden Beyoğlu’nun kalbindeki en güzel sokaklardan biri olan Serdar-ı Ekrem üzerinde yer alan Kırım Kilisesi, Osmanlı Padişahı Abdülmecid tarafından Kırım Savaşı’na katılan İngiliz askerlerin hatırasına inşa edilmiştir. Bu özelliğiyle Kırım’ı Anma Kilisesi olarak da bilinir.Daracık bir sokak üzerinde, binalar arasına gizli kalmış olmasına rağmen neogotik tarzıyla dikkatleri çekmeyi başaran bu ihtişamlı taş yapının temeli, 1858 yılında İngiltere Büyükelçisi Lord Stratford Canning’in de katıldığı bir tören ile atılır ve yapımı da aynı yıl tamamlanır.Londra’da aralarında Adalet Sarayı’nın da olduğu birçok önemli yapının mimarı olan G. E. Street tarafından tasarımı gerçekleştirilen ve klasik İngiliz mimarisinden izler taşıyan kilise, yüksek taş duvarlarla çevrili bir bahçenin ortasında yükselir. İnşası sırasında kullanılan taşlardan bir kısmının Malta’dan getirildiği de söylenir.Giriş kapısının hemen üzerinde yer alan iki küçük kuleye, yanı başında yer alan daha büyük ve sivrice çan kule eşlik eder. Kilisenin yüksek tavanlı uzunca salonu, duvarlarında bulunan vitraylı dairesel gül pencerelerle ve yuvarlak kemerli pencerelerle adeta sizi Ortaçağ zamanlarına götürür.1970’lerde cemaatinin azalması üzerine ibadete kapatılan kilise, uzun süre kullanılmadığı için bakımsız kalmış, 1990 yılında Anglikan Kilisesi rahibinin öncülüğünde Sri Lankalı mülteciler tarafından onarılarak onların kullanımı için tekrar ibadete açılmıştır. 09.00 – 13.30 saatleri arasında ziyarete açık olan kilisede; zaman zaman sergi, konser gibi özel etkinlikler de düzenlenmektedir. 
sent-antuan-kilisesi

Sent Antuan Kilisesi

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Sent Antuan Kilisesi, şehirdeki en büyük ve en geniş cemaate sahip Katolik kilisesi konumundadır.İlk olarak rahipler tarafından 1230’lu yıllarda Aziz Fransua adına Galata civarında inşa edilen kilise, iki kez büyük yangın geçirmiş ve ardından aynı yere yeniden inşa edilmiştir. Fakat 1696 tarihli yangının ardından bugünkü yeni konumuna taşınmıştır. Günümüzdeki ismi olan Sent Antuan’ı alması ise 1724 yılına dayanır.Mevcut kilisenin inşaatı 1906 yılında, İstanbul’da doğan mimar Giulio Mongeri tarafından eskisinin yerine yapılmıştır. Giulio Mongeri, mimarlık eğitimini İtalya’da görmüş ve mezuniyetinin ardından tekrar Türkiye’ye dönmüştür. Türkiye’de fotoğrafçılığa da merak salan Mongeri, o dönemde oldukça önemli fotoğraflar çekmiş, bu konuda da çok başarılı bir mimardır.Mongeri, kilisenin inşaatını İtalyan geleneğinde ve betonarme olarak tamamlamıştır. Papa XXIII. Ioannes, seçilmeden önce Vatikan'ın Türkiye büyükelçisiyken Sent Antuan Kilisesi’nde 10 yıl boyunca vaaz vermiştir.
aya-dimitri-kilisesi

Aya Dimitri Kilisesi

İstanbul Şişli ilçesine bağlı Kurtuluş semtinde bulunan Aya Dimitri Kilisesi’nin tam olarak ne zaman inşa edildiği bilinmemekle birlikte, temellerinin Bizans İmparatorluğu dönemine kadar dayandığı tahmin ediliyor.Kilisenin dış duvarında bulunan mermer bir kitabede kilisenin, 1726 yılında önemli bir tamirat geçirdiği, 1720’de bahçe duvarlarının inşa edildiği, 1751-1754 arası ve 1798’de kiliseye önemli eklentilerin yapıldığı yazmaktadır. Günümüze kadar ulaşan çan kulesi ise ilk olarak 1857 yılında yapılmış, 1955 te ise tekrar inşa edilmiştir. Kilise, dikdörtgen planlı ve 5 neflidir. Orta nef üzerinde bulunan üst örtü tonoz olup yoğun bezemelidir. Kiliseyi tarihsel olduğu kadar sanatsal açıdan da önemli hale getiren mimari özellikleri arasında, cemaat için ayrılmış naos kısmı ile dinsel ritüelin gerçekleştirildiği İeron Vima (Bema) kısmını birbirinden ayıran ahşap oymalı ve altın kaplamalı ikona ilk sırada yer alır. 18. yüzyıl’da yapılmış ikonanın yanı sıra, ahşap oymalı ve altın kaplamalı tronos (piskopos koltuğu) ve ambon (vaaz kürsüsü) dikkat çekici diğer eserler arasındadır. Yapının güney yönündeki narteks girişinde, yuvarlak kemer içerisinde fresk yer almaktadır. Kilisenin kadınlar mahfili, ‘narteks’ adı verilen kilise giriş holünün üzerinde yer alır ve girişi aynı mekânda bir merdiven ile sağlanır.Azınlıkların bulunduğu Kasımpaşa civarındaki Aya Dimitri Kilisesi’nin -bazı yazılı kaynaklara göre camiye dönüştürülmesinden sonra- Aziz Dimitrios ikonasını Tatavla (günümüzdeki Kurtuluş) semtindeki Aya Tanaş Kilisesi’ne taşıdıkları ve buradaki kiliseye Aya Dimitri adını verdikleri belirtilir. Aya Tanaş Kilisesi ise Aya Dimitri’nin bahçesinde bulunan ve günümüzdeki ismiyle Aya Haralambos Kilisesi olarak anılan kilise olduğu ve Aya Dimitri’den daha eski olduğu tahmin edilmektedir.Kilisenin bahçesi, 1865 yılında çıkan definlerin kilise avlularına gömülme yasağına kadar mezarlık olarak kullanılmıştır. Kilisenin bahçesinde Ayios Haralambos Ayazması yer almaktadır. Aya Dimitri Kilisesi, Kurtuluş Rum Cemaati Vakfı’nın merkez kilisesi olma özelliğini devam ettirmekte ve haftanın her günü ibadete açık tutulmaktadır.Fotoğraf Kaynağı: https://www.sisligezirehberi.com/rehber/aya-dimitri-kilisesi/
fener-rum-ortodoks-patrikhanesi

Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi

İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi, Konstantinopolis Ekümenik Patrikhanesi ya da Rum Ortodoks Patrikhanesi olarak bilinen Fener Rum Patrikhanesi, Ortodoks Hristiyanlığı temsil eden Doğu Ortodoks Kilisesi’ni oluşturan 14 otosefal kiliseden biridir. Ortodoks dünyasının merkezi olan Fener Rum Patrikhanesi’nin bulunduğu İstanbul ve dolayısıyla Fener semti, Ortodoksların manevi başkenti sayılmaktadır. Yapı bakımından, dünya Hristiyanlığı'ndaki durumu göz önüne alındığında, Osmanlı İmparatorluğu’nun İslami Yasaları gereği tüm İslami olmayan binaların daha küçük ve alçak gönüllü olması gerektiğini belirten yasası nedeni ile nispeten küçük yapılmış bir yapıdır. Osmanlı'nın İstanbul'u fethinden önce Patrikhane kilisesi Ayasofya'ydı.  1453 yılında İstanbul’un fethi sonrası, Fatih Sultan Mehmet’in fetvası ile Patrikhanelik görevi ve statüsü devam etmiş ve Fatih Sultan Mehmet’in fermanı ile Rum Ortodoks patrikleri vezir statüsünde kabul edilmiştir. Böylece patrikler kendi cemaati hakkında tam yönetim hakkını elde etmiştir. Ancak Cumhuriyet’in kurulması ve akabinde imzalanan Lozan Antlaşması ile Osmanlılar döneminde tanınan bütün imtiyazları kaldırılan patrikhâne, Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi adını almış ve ekümenik vasfını kaybetmiştir. Mimari olarak üç nefli bazilika planlı olarak inşa edilen kilise içinde yer alan Patrik’in makamı, Aya Yorgi Kilisesi, kütüphane, Aya Haralambos Ayazması ve diğer resmi bölümler hayli gösterişli işçilikler barındırmaktadır. Ayrıca Ortodoks Hristiyanlığı için manevi önemi yüksek olan Hz.İsa'nın Kudüs'te zincirlenerek kırbaçlandığına inanılan taş, Aziz Gregory Theologian ve John Chrysostom’un -Papa II. John Paul tarafından Aya Yorgi Kilisesi’ne iade edilmiş- kemikleri, azize tabutları ve ikonalar kutsal emanet olarak yer almaktadır. Hristiyan şehit Aya Yorgi'ye adanmış kiliseye günümüzde hacı olmak için gelenler bu eşya ve objeler karşısında etkilenmektedir.
istanbul-ermeni-patrihanesi

İstanbul Ermeni Patrihânesi

İstanbul Kumkapı’da 1461 yılında kilise olarak inşa edilen sonrasında Fatih Sultan Mehmet tarafından Ermenilere verilerek, o dönem Osmanlı Devleti’nde yaşayan cemaatin ruhani ve dünyevi işlerini yönetme amacını taşıyan yapıdır.Tarihinde ilginç bir hikayesi vardır; İstanbul’un fethi öncesinde Bursa’ya giden Fatih Sultan Mehmet burada, Bursa Ermenileri Piskoposu Hovagim ile görüşmek ister. Sultan Mehmed, Hovagim'in odasına aniden girince Hovagim heyecanlanır. Sultan ne yaptığını sorduğunda, "Allah kelamı okuyorum" diye cevap vererek elindeki Kitâb-ı Mukaddes'i gösterir. Sultan Mehmet de Hovagim’den Kitâb-ı Mukaddes'ten rastgele bir sayfa açmasını ve yorumlamasını ister. Hovagim'in rastgele açtığı sayfa krallarla ilgili bir bölümdür ve Hovagim, ‘Sultan’ım siz geniş yerler keşfedecek ve tüm dünya sultanı olacaksınız.’ der. İstanbul’u fethetme sevdasıyla tutuşan Padişah ise bütün dünya içinde Kostantiniyye’nin olup olmadığını sorar, karşılığında ‘Ona ne şüphe Sultanım? Bunun için kitap açmaya ne gerek var?’ cevabını alınca Hovagim’e bir söz verir. Sultan, ‘Andım olsun eğer Kostantiniyye'yi fethedersem cemaatini bu şehre yerleştireceğim ve seni de patrik ilan edeceğim’ der.Şehri fethetmesinin ardından verdiği sözü tutması üzerine ise Ermeni Patrikhanesi yaptırılmıştır. İstanbul'un fethi öncesinde sur içerisinde ortodoks mezhebine ait kilise olması yasakken Sultan Mehmed, fetihten sonra sur içindeki birkaç kiliseyi Ermenilere vermiş ve bu hoşgörüsü nedeniyle Ermeniler, Ermeni Patrikhanesi’nin kurucusu olarak Fatih Sultan Mehmed'i kabul ederler. Sultan Mehmed, İstanbul'u fethettikten sonra Rumlara alternatif bir cemaatin olması ve ileride Rumlar isyan ederse bunun önüne geçilebilmesi için Ermenileri İstanbul'a yerleştirdi hatta İstanbul, suç işleyen Ermenilerin bile sürgün yeri haline geldi, Sultan söz verdiği gibi Bursalı Hovagim'i patrik ilan ederek Rumlardan aldığı Samatya'daki Sulu Manastırı Ermenilere patrikhane olarak kullanmaları için verdi. Daha sonra Patrikhane Kumkapı'ya taşındı.Yangınlarıyla meşhur olan bu semtte patrikhane birçok kez yandı fakat 1850'li yıllarda son yangınlarda artık hiç kullanılamayacak hale geldi ve Sultan II. Mahmud'un Kuyumcubaşısı ve başdanışmanı olan Kazaz Artin Amira Bezciyan tarafından patriklik kilisesi ve patriklik binası yeniden inşa ettirildi. Birçok kez yangın gören ve zaman içerisinde tahribata uğrayan Ermeni Patrikhanesi pek çok restorasyon çalışmasına uğramıştır.Patrikhane içinde ayrıca, Aziz Meryem Ana Patriklik Ortodoks Kilisesi diğer adıyla Surp Asdvadzadzin Patriklik Kilisesi yer almaktadır. Patrikhane’nin tam karşısında yer alan kilisenin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. İçinde bir de okul barındıran yapı, tarih boyunca çeşitli yangınlar geçiren kilise en son 1902 ve 1985 yıllarında onarımdan geçmiştir.2006'da ülkemize gelen Papa 16. Benedikt, bu Patrikhane’yi de ziyaret etmiştir.Fotoğraf Kaynağı: https://turksandarmenians.marmara.edu.tr/tr/istanbul-ermeni-patrikhanesinin-kurulusu-ve-statusu/ & http://www.turkiyeermenileripatrikligi.org/site/patrikhane-patriklik-makami/
santa-maria-kilisesi

Santa Maria Kilisesi

İstanbul’un Beyoğlu ilçesindeki İstiklal Caddesi üzerinde, Galatasaray’dan Tünel’e giderken sol kolda yer alan bir Fransisken kilisesidir. Kilisenin Sirkeci’de başlayıp önce Galata sonra Beyoğlu’na devam eden yolculuğu, yoksulluğu ve maddi değerlere bağlanmadan gezinti halinde olmayı yücelten bir tarikat olan Frensiskenlerin yaşam biçimine benzer.1453’te Sirkeci’de varlığından bahsedilen kilise, Galata’ya taşınmasıyla geçirdiği üç büyük yangın sonrası Pera’da inşa edilir. Bu bölgede yine bir yangın sonrası 1769 yılında şimdiki yerinde yeniden inşa edilen kilise 1904’de Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’in izni ile İtalyan Mimar Guglielmo Semprini tarafından bugünkü haline getirilir.Meryem ikonası, kilisenin İstiklal Caddesi’ne yönündeki duvarda göze çarpar. Kiliseye inilen demir parmaklıklı kapının üzerinde, II. Abdülhamit’e ve dönemin Belediye Başkanı Rıdvan Paşa’ya restorasyon sırasında gösterdikleri kolaylıklar için teşekkür edilen bir kitabe yer alır.Santa Maria Draperis Katolik Kilisesi, tek nefli bazilikal planda, Neo-klasik üslupta inşa edilmiş olup, iki katlı yapının duvarlarında yarım yuvarlak kemerli pencereler görülür. Kilisenin mermer giriş kapısının üzerinde, iki melek ve bulutların üzerinde yükselen Meryem Ana figürü mozaik taşlarla resmedilir. Kilisenin sunak kısmında 1678 yangınından kurtulan Meryem tablosu ve yarım yuvarlak formundaki iki vitray pencere ile yaratılan mistik hava solunmaya değerdir. 
surp-hac-kilisesi

Surp Haç Kilisesi

İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki Üsküdar ilçesindeki Surp Haç Kilisesi, bölgenin en eski Hristiyan dini yapıları arasında yer alır. Geniş bir arazi üzerinde 17’nci yüzyılın sonlarına doğru yaptırılmıştır. Üç farklı sokağa açılan birer kapısı, dikkat çeken özelliklerinden biridir.Surp Haç Kilisesi, Baladı Abraham adlı papaz tarafından yaptırılmıştır. 18’inci yüzyılda iki kez kapsamlı onarım gördüğü kayıtlarda geçer. En nihayetinde ise 1880’de kesme taştan yaptırılarak günümüzdeki geniş alana yayılmış şekline bürünür.İç mekan oldukça sadedir. Şık avizeleri ve tarihi pencereleri öne çıkar. Duvarlara asılı birkaç tablo ve az sayıda figür öne çıkan diğer yönleridir. Üzeri kubbe ile örtülü olan kilisenin avlusunda sarnıç, biri kapıcıya ait iki küçük oda ve mezarlık yeri vardır.‘Selamsız Ermeni Kilisesi’ olarak da bilinir. Ermeni vatandaşların ibadetine açıktır.Zaman zaman onarımlar gördüğü kaydedilir. Surp Haç Kilisesi’nin yakın çevresinde günümüzde bir konutun altında bazı kalıntıları fark edilebilen, 1764 yılına tarihlenmiş çok eski bir çeşme ile Ermeni Lisesi vardır.
kinaliada-surp-krikor-lusavoric-ermeni-kilisesi

Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi

İstanbul’un Kınalıada’sında, Nar Çiçeği Sokak’ta bulunan Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi, Ermeni Gregoryen Kilisesi’nden yalnızca üç sokak uzaklıkta bulunur.Temelleri 1855 yılında atılan kagir yapılı ilk kilise, 1857 yılında Patrik Hagop III. tarafından ibadete açılmıştır. Ayrıca kilisenin ilk çan kulesi de Bağdasar Hagopyan’ın hayırseverliğiyle inşa edilir. Surp Krikor Lusavoriç ile Aydınlatan Aziz Gregory’ye ithaf edilmiş olan kilisenin ilk inşasındaki mimarisi günümüzdekinden biraz uzaktır. Nitekim kilise, bugünkü halini 1988 yılında yeniden inşası sonrası kazanmıştır.Kilisenin günümüzdeki çan kulesi de 1988 yılında inşa edilmiştir. Ayrıca bu dönemde tüm yapıya güçlendirme çalışması da yapılmıştır. Öte yandan kilise bir adet ibadet bölümü ile bir mihraptan oluşsa da iki adet şapele sahiptir.Semtin ilk papazı, adaya yerleşen ilk Ermenilerden olan Kıdemli Peder Dionisios Çizmeciyan’dır ve kilisenin de ilk din görevlisidir. 1856 ile 1912 yılları arasında yaşayan Kıdemli Peder, bugün kilisenin avlusunda gömülüdür.Kınalıada’daki Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi, ekseriyetle yaz sezonunda, tatil amacıyla adalara gelen kalabalık cemaate ruhani hizmet sunmaktadır.
aya-irini-kilisesi-muzesi

Aya İrini Kilisesi Müzesi

Bizans’ın ilk kilisesi olma özelliğini taşıyan Aya İrini Kilisesi, 330’larda Konstantin tarafından Roma tapınaklarının üzerine inşa ettirilmiştir. Kelime olarak “Kutsal Barış” ya da “Tanrısal Barış” anlamına gelen Aya İrini, Topkapı Sarayı’nın birinci avlusunda yer alır. Tüm dünyanın tanıdığı Ayasofya’nın yakınında olması nedeniyle de her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen Aya İrini Kilisesi Müzesi, esasında İstanbul’daki camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kilisesi olma unvanına da sahiptir.İnşa tarihi 4’üncü yüzyıla kadar uzanan ve genel hatları itibariyle Bizans mimarisinden izler taşıyan Aya İrini Kilisesi, 324 ile 337 yılları arasını kapsayan I. Konstantin döneminde yaptırılmıştır. 8’inci ve 9’uncu yüzyıllarda yaşanan depremler sonucu büyük hasar gören tarihi bina, İstanbul fethedildikten sonra Sur-ı Sultani, yani Topkapı Sarayı’nı çevreleyen yerde kalması nedeniyle camiye dönüştürülememiştir. Geçmişten bugüne iç cephane, Harbiye Nezareti’nin silah ambarı gibi farklı amaçlar için kullanılan Aya İrini Kilisesi, ilk inşa edildiği tarihten bu yana mimari dokusunu kaybetmeden ulaşmayı başarmıştır.Türkiye’de ilk müze çalışmalarının başladığı Aya İrini Kilisesi’nde ilk toplanan objeler, Eski Silahlar Koleksiyonu olarak da bilinen Mecma-i Esliha-i Atika ve Eski Eserler Koleksiyonu’ndan oluşuyordu. Sonrasında 1875 yılında Çinili Köşk’e taşınan eserler 1949’a kadar “askeri müze” konseptinde ziyaretçilere sunuldu.Kabataş – Bağcılar tramvay hattının Gülhane durağında inilerek kolaylıkla ulaşılabilen Aya İrini Kilisesi Müzesi’ne Üsküdar – Eminönü ve Kadıköy Eminönü vapurları ile de gitmek mümkündür. Günümüzde ziyarete kapalı olan Aya İrini Kilisesi Müzesi sadece Ayasofya Müzesi Müdürlüğü’nün izni ile gezilebilmektedir.
karakoy-surp-krikor-lusavoric-kilisesi

Karaköy Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi

İstanbul’un Avrupa Yakasındaki tarihi ilçelerden Beyoğlu’nun Karaköy semtinde yer alan Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, şehirdeki bilinen en eski Ermeni kilisesi oluşuyla ünlü. 14’üncü yüzyılda Ermeni bir tüccar tarafından satın alınan arsa üzerine yapıldığı kaydedilen kilise, asırlar boyu ayakta kaldıktan sonra 1731’de yanmıştır. Aynı noktada yeniden yaptırılan dini yapının 40 yıl kadar sonrasında tekrar yanması ve nihai olarak da 1799’da yeni yüzüyle açılışı gerçekleştirilir. İki küçük şapelin ana yapıyla birlikte olması inşanın öne çıkan özelliğidir. Bu üç farklı bölüm, 1888’de kemerler açılmak suretiyle birleştirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde varlığını sürdüren Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, 20’nci yüzyılda istimlak edilme, alan olarak küçültülme ve kubbeli tarzda yeniden inşa edilerek ibadete açılma süreçlerine tanıklık eder. 1966’dan beri ibadete açıktır. Duvarlarındaki değerli yazıtlar dikkat çeker. Sade bir iç mekana sahiptir. İstanbul’da klasik Ermeni mimarisi adına var olan tek örnek olarak gösterilir. Avlusunda az sayıda mezar göze çarpar, ayrıca yanı başında 1870’li yıllara uzanan tarihi ile eski bir okul binası vardır. 

Hazırlayan

GeziBilen

Dijital Rehber

GeziBilen

Tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerimize ışık tutarak; ülkemizin tanıtımına katkıda bulunmak bizi sizlerle buluşturan temel amacımızdır.

GeziBilen Logo
Google Play Badge
AppStore Badge
AppGallery Badge
İletişim

0 (212) 274 2121

merhaba@gezibilen.com

Balmumcu Mah, Bestekar Şevkibey Sk, No:26 Beşiktaş-İstanbul

  • GeziBilen Gezi Noktaları2.500 gezi noktası

    2.500 noktayı keşfetmeye hazır mısınız?

  • GeziBilen Ülkeler4 Farklı Dil Seçeneği

    Tüm yazılı ve sesli içerikler Türkçe, Almanca, İngilizce ve Rusça

  • GeziBilen Rotalar185 Tematik Rota

    Her şehir için özel hazırlanmış onlarca tematik rota

Diğer İçerikler