Şehrin İkonik Müzeleri

Şehrin İkonik Müzeleri

Şehrin İkonik Müzeleri

Pera Müzesi'nden Topkapı Sarayı'na, modern sanatın izlerini taşıyan İstanbul Modern'den Arkeoloji Müzesi'ne kadar, her müze bir zaman yolculuğuna davet eder. Şehrin her köşesinde serpilen bu kültürel miras, gezginlere unutulmaz bir öğrenme ve keşif deneyimi yaşatır.

turk-ve-islam-eserleri-muzesi

Türk ve İslam Eserleri Müzesi

İstanbul’un önemli müzelerinden biri olan Türk ve İslam Eserleri Müzesi, pek çok ödüle sahiptir. İslam eserlerinin buluşma adresi olan müze, dünya çapında bir üne sahiptir. Müzenin en önemli özelliği, Türkiye’de bu alanda oluşturulan ilk müze olmasıdır. Müzeye ev sahipliği yapan saray, bugüne ulaşan tek özel saray olarak bilinir. Bu yapının tarihi 16’ncı yüzyıla uzanır. Türk ve İslam Eserleri Müzesi 1914 senesinde açılır. O dönemki adı Evkaf-ı İslamiye Müzesi’dir. Açılış Süleymaniye Cami Külliyesi içinde gerçekleşir. 1983 senesinde dek burada hizmet vermesine rağmen daha sonra Sultanahmet Meydanı’nın batı bölümünde yer alan İbrahim Paşa Sarayı’na taşınır.İbrahim Paşa Sarayı, At Meydanı olarak bilinen alanda yükselir. Bu yapı aynı zamanda Osmanlı sivil mimarisinin de önemli örnekleri arasındadır. Zamanında Kanuni tarafından onarılır ve damadına hediye edilir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin ilk bölümünü gezmek için terası kullanmak durumundasınız. Müze, son olarak 2012 senesinde geniş bir restorasyonda geçirilir. 1984 senesinde yapılan ve oldukça prestijli bir yarışma olan Avrupa Konseyi Müze Yarışması’ndan ödülle döner. Ondan bir sene sonra ise UNESCO tarafından farklı bir ödüle layık görülür. Bu ödüller, müzenin dünya çapında tanınmasını sağlar.Türk ve İslam Eserleri Müzesi içinde Abbasilerden Memlüklere, Osmanlılardan Selçuklulara pek çok medeniyetin eserlerini yansıtır. Müze içinde oldukça etkileyici bir halı koleksiyonu bulunur. Hatta halı koleksiyonu konusunda dünyanın en iyi örnekleri arasında kabul görür. Büyük salon içinde özellikle eski Türk halılarına tanıklık edebilirsiniz. Diğer taraftan müzede seramik ve metal objeler, cam eşyalar yer alır. Ayrıca Hipodrom’a ait eserler olan Alman Çeşmesi ve Spiral Sütun’u da yine burada ziyaret edebilirsiniz.
istanbul-arkeoloji-muzesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi üç ayrı birimden oluşan kompleksin bir parçasıdır. Bu kompleks içerisinde İstanbul Arkeoloji Müzesi dışında Eski Şark Eserleri Müzesi ile Çinili Köşk Müzesi yer alır. Burası İstanbul’un aynı zamanda ilk müzesi olarak geçer. Kompleks içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun geniş topraklarından getirilmiş olan ve farklı kültürlere de ait olan yüz binlerce eser teşhir edilir.Arkeoloji Müzesi doğrudan müze amacı ile inşa edilen nadir yapılardan biridir. Yapı olarak Neo-Klasik mimariyi yansıtır. Müzenin alınlık kısmında Osmanlıca olarak “Asar-ı Atika Müzesi” yazısı dikkat çeker. Bu eski eserler müzesi anlamına gelir. Osmanlıca yazının hemen üzerinde yer alan tuğrada Sultan II. Abdülhamid’in imzası bulunur.İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin kökeni Fatih Sultan dönemine dek uzanır. Üç ayrı kıtanın kültürel mirasını bünyesinde barındıran müze ziyaretçiler için oldukça doyurucu bir koleksiyona sahiptir. Bu müzenin oluşum aşamasında yıllarca Fransa’da eğitim alan Osman Hamdi Bey’in çok önemli bir rolü bulunur. Müzenin ilk binası Sidon Kral Nekropolü kazılarından çıkarılan eserleri sergilemekte yetersiz kalır. Bu nedenle kompleks o dönemin başarılı mimarları arasında gösterilen A. Vallaury’e emanet edilir. Müzenin sağ ve sol kanadı 1903 ve 1907 senelerinde dahil edilir.İstanbul Arkeoloji Müzesi Gülhane Parkı çevresinde doğrudan Topkapı Sarayı’na sizi götüren Osman Hamdi Bey Yokuşu’na sizi götürür. Müzeye ulaşmak adına pek çok opsiyon söz konusudur. Bağcılar-Kabataş tramvay hattı ya da Eminönü yönüne giden otobüsler değerlendirilebilir. Eminönü’ne geldikten sonra kısa bir yürüme mesafesi sonrasında müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Oldukça yoğun bir içerik sunan İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde; Kuzey Afrika, Balkanlar, Yakın Doğu ve Orta Asya’da yer alan uygarlıkların izlerini sürebilirsiniz.
deniz-muzesi

Deniz Müzesi

Türkiye’nin denizcilik alanında en büyük müzesi olan bu yer, sahip olduğu eşsiz koleksiyonu bakımından da dünyanın sayılı müzelerinden biri olma özelliğinde. 31 Ağustos 1897 tarihinde Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa’nın emri ile Binbaşı Süleyman Nutki tarafından yapılmış olan bu yer “Müze ve Kütüphane İdaresi” adıyla kurulmuş. Önceleri Kasımpaşa semtinde küçük bir binada kurulan müze, günümüzde Beşiktaş semtinin denize doğru kısmında Barbaros Hayrettin Paşa’nın anıtı ve türbesinin yanında bulunuyor. İçinde 20 binden fazla eseri barındıran müze, eser çeşitliliği bakımından oldukça zengin durumda. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren bu yer, aynı zamanda Türkiye’de kurulan ilk askeri müze unvanını da taşıyor. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini de kapsayan donanma unsurlarını aynı anda görmek ve tarih içerisindeki değişimin farkına varmak mümkün.Deniz Müzesi, 3 kattan oluşan ana sergi binası, 4 büyük salon ve 17 oda olarak sergileme alanı olarak faaliyet gösteriyor. Dünyanın en eski kadırgalarında olan saltanat kayıklarının da sergilendiği müze, ziyaretçiler tarafından oldukça ilgi görüyor. Dünya çapında günümüze dek ulaşan 14 saltanat kayığının da sergilendiği müze, yeterince kişinin ziyaret edebilmesi amacıyla giriş ücretlerinin de oldukça makul bir düzeyde olduğu söylenebilir. Müze ziyaretlerinde öğrencilerden ücret alınmaması da ayrıca güzel bir özellik.Müze içindeki eserlerden bazıları ise Atatürk’ün eşyalarından tutun denizcilik adına aklınıza gelen her şey mevcut. Tarihi kayıklar, seyir defterleri, berat, ferman, bayrak ve sancaklar, mezar taşları, kitabeler, gemi modelleri, dalgıç takımları, ferman ve yazılmış eserler bunlardan bazılarını oluşturuyor.
pera-muzesi

Pera Müzesi

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde 2005’te açılan Pera Müzesi, 19’uncu yüzyılın sonuna tarihlenen ve sonradan restore edilmiş zarif bir binadaki tablolar, ağırlık-ölçü odaklı eski aletler, nadide Kütahya çini ve seramiklerini içeren geniş koleksiyonu yakından inceleme imkanı sunar.Sergilenen 300’den fazla tablo arasında Avrupalı Oryantalistleri ile Osmanlı ressamlarının 17’nci yüzyıldan itibaren geniş aralıklı bir tarihsel skalada uzanan çarpıcı eserleri yakından incelenebilir. Bu kapsamlı koleksiyonda popülaritesini asla kaybetmeyen bir eser olan, Osman Hamdi Bey’in 1906 tarihli Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu da yer almaktadır.Öte yandan Pera Müzesi’nde çeşitli yayınlardan örnekler, süreli sergiler, söyleşi ve film gösterimleri düzenlenir. Kültür merkezi olarak da hizmet veren müzede düzenlenen sergiler, çocuklar dahil her yaşa yönelik görsel ve sözel programlarla desteklenmesiyle ünlüdür. Müze, aynı zamanda eğitim odağındaki etkinlikleriyle adından söz ettirmektedir.Son olarak Pera Müzesi, sinema gösterimleriyle geniş kesimler için bir çekim merkezi özelliği taşır. Klasik-bağımsız filmlerin yanı sıra belgesel ve animasyonların öne çıktığı gösterimler, şehrin kültür-sanat yaşamına katkı sunar.
osmanli-bankasi-muzesi

Osmanlı Bankası Müzesi

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde, meşhur Galata Kulesi’nden Karaköy’deki Bankalar Caddesi’ne inildiğinde sofistike Osmanlı Bankası Müzesi ile karşılaşılır. Bulunduğu lokasyonun en cezbedici binalarından biri olduğu için kolayca görülen müze, Eski Genel Müdürlük Binası’nın restore edilmesini esas alıyor.Müze kapsamında geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerine dair objeler görülebiliyor. Ek olarak bankanın müşteri portföyü, finansal bazı detaylar eşliğinde görsel olarak aktarılıyor. Duvarları süsleyen dev fotoğraf ve barkovizyonlar, çeşitli bilgilendirici yazılar eşliğinde incelenebilir.Dört adet kasanın bulunduğu müzede, ziyaretiniz kapsamında dilerseniz eskiden paraların bulunduğu bu ilginç mekanların içlerine girebiliyorsunuz. Kimisi için heyecan verici olan bu deneyim, bazılarına korkutucu gelebilir. Kapalı yer fobisi olanlara önerilmez. Genel itibarıyla son derece modern bir ambiyans eşliğinde, tarihi bir bankanın kapılarını tüm yönleri ile aralayan müzede zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmazsınız…Osmanlı Devleti'nin son döneminde hazine görevi de üstlenen banka, yakın geçmişe kadar kurumsal varlığını sürdürmüş, 2001 yılında başka bir finansal kuruluş bünyesine geçerek yapısal olarak sona ermişti.
galata-mevlevihanesi-muzesi

Galata Mevlevihanesi Müzesi

Galata Mevlevihanesi Müzesi, seneler boyunca musikiyle bilimi aynı çizgide birleştirmeyi başarır. Bilindiği üzere mevlevihane adı verilen mekanların Türk kültüründe çok önemli bir yeri vardır. Bu yerlerde bir araya gelen topluluklar özellikle güzel sanatlara dair kapsamlı şekilde eğitim görürler. Mevlevihanelerde eğitim görüp de kendi alanlarında söz sahibi olan onlarca sanatçıdan söz etmek mümkündür. Galata Mevlevihanesi ve Müzesi, İstanbul’da ziyaret etmeye değer tarihi mekanlar arasındadır. Burası aynı zamanda şehrin bilinen en eski mevlevihanesidir. Galata Mevlevihanesi Müzesi Beyoğlu bölgesinde konumlanır. Yüksekkaldırım üzerinde bulunan tarihi yapı, 15’inci yüzyılın sonunda inşa edilir.Galata Mevlevihanesi’nin yapımında İskender Paşa’nın önemli bir payı bulunur. Kendisi aynı zamanda II. Sultan Beyazıd döneminin beylerbeyidir. Mevlevihane’nin açıldığı dönemde ilk şeyhinin Mehmed Sema-i Çelebi olduğu bilinir. Yapı III. Mustafa döneminde büyük bir yangın geçirir ve günümüze kadar gelmeyi başaran hali yaptırılır. Galata Mevlevihanesi III. Selim zamanında tamirattan geçirilir. Cumhuriyetin ilan edildiği döneme dek faaliyetlerini aktif şekilde sürdürür. 1925’ten 1967 senesine dek kaderine terk edilir. 5 yıllık süren yeni bir onarımdan sonra nihayet 1972 senesinde hizmete yeniden açılır. Bu defa burası bir külliye olarak yoluna devam eder. Bu yapı topluluğu içinde sebilden kütüphaneye, hünkâr mahfilinden semahaneye çok sayıda bölüm bir aradadır.Bir bölümü Semahane Müze olarak kıllanılan ahşap bölümün giriş kapısında onarım kitabesi yer alır. 1853 tarihini gösteren tamir kitabesinde Abdülmecid imzası görülür. Galata Mevlevihanesi Müzesi sekizgen bir plana sahiptir. Buraya geldiğinizde Şair Leyla Hanım, Şeyh Galip gibi önemli zatların el yazması eserleriyle karşılaşabilirsiniz. Galata Mevlevihanesi 1975 senesinden bu yana müze olarak hizmet verir. Pazartesi dışında kalan her gün burayı ziyaret edebilirsiniz.
aya-irini-kilisesi-muzesi

Aya İrini Kilisesi Müzesi

Bizans’ın ilk kilisesi olma özelliğini taşıyan Aya İrini Kilisesi, 330’larda Konstantin tarafından Roma tapınaklarının üzerine inşa ettirilmiştir. Kelime olarak “Kutsal Barış” ya da “Tanrısal Barış” anlamına gelen Aya İrini, Topkapı Sarayı’nın birinci avlusunda yer alır. Tüm dünyanın tanıdığı Ayasofya’nın yakınında olması nedeniyle de her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen Aya İrini Kilisesi Müzesi, esasında İstanbul’daki camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kilisesi olma unvanına da sahiptir.İnşa tarihi 4’üncü yüzyıla kadar uzanan ve genel hatları itibariyle Bizans mimarisinden izler taşıyan Aya İrini Kilisesi, 324 ile 337 yılları arasını kapsayan I. Konstantin döneminde yaptırılmıştır. 8’inci ve 9’uncu yüzyıllarda yaşanan depremler sonucu büyük hasar gören tarihi bina, İstanbul fethedildikten sonra Sur-ı Sultani, yani Topkapı Sarayı’nı çevreleyen yerde kalması nedeniyle camiye dönüştürülememiştir. Geçmişten bugüne iç cephane, Harbiye Nezareti’nin silah ambarı gibi farklı amaçlar için kullanılan Aya İrini Kilisesi, ilk inşa edildiği tarihten bu yana mimari dokusunu kaybetmeden ulaşmayı başarmıştır.Türkiye’de ilk müze çalışmalarının başladığı Aya İrini Kilisesi’nde ilk toplanan objeler, Eski Silahlar Koleksiyonu olarak da bilinen Mecma-i Esliha-i Atika ve Eski Eserler Koleksiyonu’ndan oluşuyordu. Sonrasında 1875 yılında Çinili Köşk’e taşınan eserler 1949’a kadar “askeri müze” konseptinde ziyaretçilere sunuldu.Kabataş – Bağcılar tramvay hattının Gülhane durağında inilerek kolaylıkla ulaşılabilen Aya İrini Kilisesi Müzesi’ne Üsküdar – Eminönü ve Kadıköy Eminönü vapurları ile de gitmek mümkündür. Günümüzde ziyarete kapalı olan Aya İrini Kilisesi Müzesi sadece Ayasofya Müzesi Müdürlüğü’nün izni ile gezilebilmektedir.
eski-sark-eserleri-muzesi

Eski Şark Eserleri Müzesi

Eski Şark Eserleri Müzesi, kapsamlı bir koleksiyonu bünyesinde barındırır. Bu koleksiyon Mezopotamya ile Anadolu’nun İslamiyet öncesi çağlarına ait parçalardan meydana gelir. Eserlerin ortaya çıkarıldığı dönem ise büyük ölçüde 1. Dünya Savaşı başlayana dek olan dönemdir. Toplanan eserler Osmanlı’nın uzunca süre başkentliğini yapan İstanbul’a getirilir. Eski Şark Eserleri Müzesi; Mısır Eserleri, İslam Öncesi Arabistan Eserleri, Çivi Yazılı Belgeler gibi bölümlere sahiptir. Bu sınıflandırmalar müzenin rahat ve düzenli bir şekilde dolaşılmasını sağlar. Pek çok Anadolu kültürü, kendi özel tarihleri ile beraber sunulur.Tablet Arşivi müzenin en çok ilgi çeken bölümleri arasında gösterilir. Çok önemli anlaşmalara ait heyecan verici belgeler başta olmak üzere toplamda 75 bin çivi yazılı materyal buradaki arşiv bölümünde teşhir edilir. Müzeye ev sahipliği yapan bu özel binanın tarihi ise 1883 senesine dek uzanır. Müze binası ilk olarak Osman Hamdi Bey’in çabaları ile Güzel Sanatlar Akademisi olarak inşa edilir. Bu akademinin daha sonraki dönemlerde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin temellerini oluşturduğu söylenir. Aynı şekilde Osman Hamdi Bey de uzunca süre Osmanlı kültür hayatına katkılar sunan ve özellikle müzecilik alanında tarihi adımların atılmasına vesile olan bir isimdir.Alexander Vallaury tarihi binanın mimari olarak geçer. Bu isim sonraki yıllarda açılacak olan Arkeoloji Müzesi’nin klasikleşen binasını da inşa eder. Akademi bir zaman sonra faaliyetlerini başka bir noktada sürdürme kararı alınca burası da müze müdürlüğüne aktarılır. İşte tam bu süreçte dönemin müze müdürü olan Halil Edhem Bey, bu müzeye dair ilk fikirleri olgunlaştırır. Müze 1935 senesinde tamamlansa da savaş döneminde boşaltılır. 1974 senesinde yapılan büyük değişikliklerle beraber müze bugünkü görünümüne kavuşur.
500-yil-vakfi-turk-musevileri-muzesi

500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi

Hizmete 25 Kasım 2001 tarihinde 500. Yıl Vakfı tarafından açılan 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi, esasında Türk Yahudileri hakkında engin bilgiler veren önemli bir yapıdır. 1989 yılında Sefaradların (Yahudi ve Müslüman Türkler) Osmanlı İmparatorluğu’na gelişini kutlamak için kurulan müze toplamda üç ayrı bölümden meydana geliyor.Günümüz modern teknolojilerine göre uyarlanan ve interaktif panolar ile donatılan 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’nin ilk bölümünde milattan önce dördüncü yüzyıldan bugüne uzanan ve Anadolu topraklarında yaşamını sürdüren Yahudilerin tarihi anlatılmaktadır.Dokunmatik bilgisayar sisteminin tüm bölümlerde hizmette olduğu 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’nin en dikkat çeken objeleri olan Türk Yahudi basınına ait matbaa ve gazete örnekleri ise Cumhuriyet öncesi ve sonrasında yayımlananmış eserlerdir. Ayrıca bu bölümde dini ritüellerde kullanılan objeler de yer alıyor.Müzenin diğer bir bölümü olan etnografya kısmı ise doğumdan ölüme yaşam döngüsünü konu alıyor. Barkovizyon ile çeşitli sunum, resim ve videoların gösterildiği etnografya bölümünün yanı sıra son bölümde de bayramlar, gelenek ve görenekleri, din, dil ve yemek kültürleri gibi önemli değerleri yansıtan objelere yer veriliyor. Buna ek olarak Judeo-Espanyol dilinde sözlü tarih çalışmasına da bu bölümde tanıklık etmeniz mümkün.İlk kurulduğu dönem İstanbul’un en güzel semtlerinden biri olan Karaköy’deki Perçemli Sokak’ta bulunan eski bir sinagog binasında iken, 20 Eylül 2015 tarihinde Şişhane Neve Şalom Sinagogu’nun yanına taşındı.Pazartesi ile Perşembe günleri arasında her gün 10.00-16.00; Cuma ve Pazar günleri de 10.00-14.00 saatlerinde açık olan 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi, Cumartesi ve bazı özel günler kapalıdır.
buyuk-saray-mozaikleri-muzesi

Büyük Saray Mozaikleri Müzesi

İstanbul Sultanahmet Camii’nin güney kesiminde oldukça merkezi bir konuma sahip olan Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, İstanbul Fatih ilçesindeki en kapsamlı ve en zengin koleksiyonlu müzelerinden biri olma özelliğini taşır. Tramvay, metro, metrobüs gibi toplu ulaşım araçları ile kolaylıkla ulaşabileceğiniz müze ilk etapta, yani 1953 senesinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne bağlı bir şekilde hizmete açılmıştır. 1979 yılında da Ayasofya Müzesi’ne bağlanan Büyük Saray Mozaikleri Müzesi son olarak 1982’de Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü ve Avusturya Bilimler Akademisi arasında imzalanan protokol uyarınca mozaiklerin restorasyonuna başlandı.1997 tarihinde mozaiklerin restorasyonu ve konservasyonu çalışmaları tamamlanan ve yeniden hizmete açılan Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, tarihi Milattan Sonra 450 – 550 yıllarından kalma mozaikleri ile herkesin beğenisini toplamaktadır. Dini konulara rastlanmayan bu eşsiz mozaikler geneli itibariyle günlük hayat ve doğadan ilham alınarak muhteşem bir ustalıkla işlenmiştir.Eşeğine yem veren çocuktan keçi sağan adama, fil ve aslanın mücadelesi ile kertenkele yiyen grifondan testi taşıyan kız ve elma yiyen ayılara kadar sayısız konuya yer verilen Büyük Saray mozaikleri eşi benzerine rastlanılmayacak güzelliktedir. Sultanahmet Meydanı’ndaki Arasta Pazarı’nda yer alan Büyük Saray Mozaikleri Müzesi’nin tabanı tamamen mozaiklerle kaplı olan ve ortası açık sütunlu avlu olarak bilinen peristilden meydana gelir. 150 insan ve hayvan figürünün yanı sıra 90 farklı temaya da yer verildiği bu muhteşem mozaikler uzun süren restorasyon çalışmalarının ardından günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Renkli taşlar, pişmiş toprak ve kireç taşından oluşan mozaik tanelerinin ortalama boyutu ise beş milimetre kadardır.
beykoz-cam-ve-billur-muzesi

Beykoz Cam ve Billur Müzesi

Osmanlı Dönemi’nde devrin en önemli cam fabrikasından ismini alan Beykoz Cam ve Billur Müzesi’nin tarihi binası, Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın kapı kethüdası olan ve Sultan Abdülaziz tarafından vezirliğe kadar yükseltilen Abraham Paşa tarafından inşa ettirilmiştir. Yaklaşık 360 dönümlük geniş bir koruluk içine,  19. yüzyılda inşa ettirdiği köşkler, kuşhaneler, havuzlar, tiyatro binasından günümüze kalan ahır binası restore edilerek müzeye dönüştürülmüştür. Çağının mimari özelliklerini taşıyan, U planlı taş bina görkemli yapısıyla dikkat çeker. Ayrıca 117 farklı türde ağacıyla, yeşilin her tonuna sahip bahçe ise gelenlere görsel şölen sunmaktadır. Beykoz’daki çiftliğini yaptırırken bahçesiyle de özellikle ilgilenen Abraham Paşa, Osmanlı Devleti’nde bulunmayan bitki ve ağaçları özenle seçerek buraya getirtmiş. Oldukça geniş bir alana sahip bahçedeki bu çeşitlilik, Beykoz Cam ve Billur Müzesi’ne botanik müzesi niteliği de kazandırmaktadır. Tek şeritlik bir araç yoluna sahip ve etrafında bulunan sıra sıra asırlık çınar ağaçları ile büyülü bir manzara sunan bahçeyi ziyaret ettiyseniz burada bir fotoğraf çektirmeyi unutmayın.Tarihin ilk çağlarında kullanılan ve Türk cam sanatının gelişim evrelerinin izlenebildiği Beykoz Cam ve Billur Müzesi’nin koleksiyonunda, Türk camlarının yanı sıra Avrupa’da Osmanlı sarayları için üretilmiş eşsiz eserler, Selçuklu Dönemi’ne ait eşyalar ayrıca Fransız yapımı parfüm şişesi, gaz lambası, su ibriği gibi gündelik eşyalar da bulunmaktadır. Cam sanatının seçkin örneklerinden 1.480 parça eserin sergilendiği müze, 12 tematik bölümden oluşmaktadır. Müzenin çıkış bölümünde Fransız yapımı aynalı saltanat arabası ise müzenin en göz alıcı eserlerinden biridir. Cam ve aynanın mükemmel uyumu ile ortaya çıkan bu at arabasını görmeden müzeden ayrılmamanızı tavsiye ederiz. Camın tarihine doğru tatlı bir yolculuğa çıktığınız bu yerde, cam ocağında usta ellerde şekillenerek bir sanat eserine dönüşen camın günümüze kadarki gelişimine kronolojik sıralama ile şahit olacaksınız. Ayrıca bu ustalığı deneyimlemeniz için müzede bir de atölye bulunmaktadır. Gişe açılış saati 09:00-17:30 arası müze ise 09:00-18:00 arası tüm ziyaretçilerine açıktır.Beykoz Cam ve Billur Müzesi'nde MüzeKart geçmemekle birlikte giriş ücreti yerli ziyaretçiler için 40 TL, yabancı ziyaretçiler ise 90 TL ve indirimli bilet ise 10 TL'dir.
turkiye-is-bankasi-muzesi

Türkiye İş Bankası Müzesi

İş Bankası’nın kuruluşundan günümüze kadar olan ekonomik, sosyal ve kurumsal gelişimine ilişkin bilgi ve hatıraların bir araya getirildiği, korunduğu ve halkla paylaşıldığı bir kurumsal tarih müzesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk bankası olarak 1924’te kurulan İş Bankası’nın tarihine ev sahipliği yapmak üzere Yenicami Şubesi seçilmiş. 23 Eylül 1892’de İstanbul Postanesi olarak inşa edilen bina, 20 Şubat 1928 tarihinde Türkiye İş Bankası'nın İstanbul Şubesi olarak hizmet vermeye başlamış ve 1950'li yıllarda şubenin adı Yenicami Şubesi olarak değişmiş. 2004 yılına kadar bu şekilde hizmet vermiş ve restorasyon sürecinin ardından müze olarak ülkemizin kuruluş ve kalkınma öyküsünü yansıtmaya başlamış. 1890 yılında postahane binası olarak inşa edilen yapının, kapısının önünde durup dikkatli baktığınızda dönem mimarisinin izlerini görebilirsiniz.Cumhuriyet tarihi şahitlerinden biri olan müze 3 katında da aktif olarak serginin devam ettiği binasıyla, tüm yıl ziyaretçilerine açık. Üst katında bulunan ilk salondan başlayan ve sekiz salon boyunca devam eden bu binada, İş Bankası’nın tarihini kronolojik bir biçimde anlatan sabit bir sergi bulunmakta. Bankaya ait zengin arşivden toplumsal ve iktisadi hayatı yansıtan belge ve fotoğraflar, farklı dönemlere ait daktilo, hesap makinesi gibi bankacılık aletleri, kumbara, promosyon malzemeleri, reklam filmleri gibi bankaya özgü materyaller müzenin birinci katında sergileniyor. Giriş ve bodrum katta ise şube döneminden kalma sabit halde bulunan tarihi bankolar, ana kasa ve kiralık kasa dairelerini ziyaret edebilirsiniz.Ayrıca sadece filmlerde gördüğümüz ve bankalarda yetkili çok az insanın girebildiği ana kasa dairesi ve müşteri kullanımına açık kiralık kasa dairesini müzede gezebilirsiniz. Bu iki kasayı bağlayan koridorda ışıklar ve seslerden oluşan hareketli bir enstalasyon bulunuyor. Fotoğraf Kaynağı: https://www.issanat.com.tr/turkiye-is-bankasi-muzesi
sakip-sabanci-muzesi-atli-kosk

Sakıp Sabancı Müzesi (Atlı Köşk)

‘Atlı Köşk’ olarak da bilinen Sakıp Sabancı Müzesi, Rumeli yakasında Boğaz’a nazır eşsiz bir konuma sahiptir. Emirgan sahil yoluna bakan müze binası İtalyan Mimar Edoouard de Nari’ye Hidiv Ailesi tarafından yaptırılır. İnşa tarihi 1927 yılına kadar uzanan köşk, uzun bir süre yazlık konut olarak kullanılır. Çok kısa bir süreliğine Karadağ Sefareti olarak kullanılan köşk, 1950’de Hacı Ömer Sabancı tarafından satın alınarak ‘Atlı Köşk’ adını alır. Bahçesine Fransız Heykeltıraş Louis Doumas’ın yapım tarihi 1864’e dayanan at heykeli nedeniyle Atlı Köşk adı verilen tarihi evin bulunduğu araziye ikinci at heykeli de eklendikten sonra Sakıp Sabancı, 1966’da köşke yerleşir. Köşkün zengin ve göz alıcı resim ile hat koleksiyonunun ilgi gördüğü bir müzeye dönüştürülme tarihi ise 1998’i bulur. Müzeye dönüşmesiyle birlikte köşk, ‘Sakıp Sabancı Müzesi’ adını alır. Modern bir galeriyi de bünyesine alarak 2002’de ziyarete açılır. Sergileme alanları 2005 yılında kapsamlı bir restorasyon geçirerek genişletilen Sakıp Sabancı Müzesi, teknik anlamda da uluslararası standartlara uygun hale getirilir. Hilyeler, levhalar, beratlar, fermanlar ve menşurlar, hattat aletleri ve daha birçok eserin bulunduğu koleksiyondan 96 eser seçilerek 2008’de İspanya’nın başkenti Madrid’deki Real Academia de Bellas Artes de San Fernando’da sergilenmiştir. Resim koleksiyonu ile diğer müzelerden ayrılan ve erken dönem Türk resminin en nadide örneklerini barındıran Sakıp Sabancı Müzesi’nde Osmanlı Dönemi’ne ait pek çok esere de denk gelmek olasıdır. Öyle ki Şeker Ahmet Paşa’dan Osman Hamdi Bey’e, Süleyman Seyyit’ten Fikret Mualla ve İbrahim Çallı’ya kadar çok sayıda ünlü ressamın eserleri bu müzede görmeniz mümkündür.

Hazırlayan

GeziBilen

Dijital Rehber

GeziBilen

Tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerimize ışık tutarak; ülkemizin tanıtımına katkıda bulunmak bizi sizlerle buluşturan temel amacımızdır.

GeziBilen Logo
Google Play Badge
AppStore Badge
AppGallery Badge
İletişim

0 (212) 274 2121

merhaba@gezibilen.com

Balmumcu Mah, Bestekar Şevkibey Sk, No:26 Beşiktaş-İstanbul

  • GeziBilen Gezi Noktaları2.500 gezi noktası

    2.500 noktayı keşfetmeye hazır mısınız?

  • GeziBilen Ülkeler4 Farklı Dil Seçeneği

    Tüm yazılı ve sesli içerikler Türkçe, Almanca, İngilizce ve Rusça

  • GeziBilen Rotalar185 Tematik Rota

    Her şehir için özel hazırlanmış onlarca tematik rota

Diğer İçerikler